Kimlik
Kimliğimizi
açıklayabilmemiz için öncelikle “kimlik” kavramını açmak
gerekir. Kimlik belli sınırlar içerisinde varlığını sürdüren
bir ‘ulus’ devletin vatandaşlarına vermiş olduğu “nüfus cüzdanı”
değildir. Vatandaşlık tanımlaması için verilen kart, belki nüfus
cüzdanı olabilir, ama “kimlik” olamaz. Kimlik, nüfus cüzdanı
gibi yalnız bu dünyada geçerliliği olan bir kart değildir. Kimlik;
kişinin buluğ çağından (hatta hakların yaratılışından “Elestü
bi Rabbiküm”e verilen cevaptan) başlayıp ölünceye, öldükten
sonra tekrar dirilip Rabbine hesap verdikten sonra gideceği yerde sonsuza
dek sürecek olan bir yaradılış/varlık sebebini ve misyonunu resmeden
bir sıfattır, bir yüzdür. Kimlik, kişinin fiziksel değil, keyfiyet
ve varlık sebebi olarak rengini ve hokkasını yansıtan bir yüzdür.
Yüce
Allah (c.c) insanoğlunu bir amaç için (imtihan gereği kendisine
kulluk yapması adına) yeryüzüne gönderdiğinde, insanoğlundan
bir kısmı O’nun murat ettiği çerçevede yaşamaya başladı. Yüce
Allah (c.c) bunlara Müslüman ya da mü’min adını/kimliğini verdi.
İmtihan gereği kendilerine verilen ruhsatı kötüye kullanan, Allah’ı
“Rab ve İlah” tanımayanlara da; kafir-müşrik-münafık/fasık
adını verdi. Böylelikle ‘kimlik’ olarak insanlar ikiye ayrıldı.
Birincisi:
Yaratılış gayesi doğrultusunda hareket ederek Allah’ın sadece
‘var ve bir’ olduğunu tanımakla kalmayıp ‘İlah ve Rab’ olarak
tek olduğunu tanıyan ve bunun dışında tüm ilah ve Rableri reddeden
Müslümanlar.
İkincisi:
Yaratılış gayelerini unutup, Allah’ın ‘var ve bir’ olduğunu
itiraf edip öylece duran, Allah’ın ilahlık ve Rablik fonksiyonuna
gelince Allah’ın Rab ve İlahlığını tanımayıp kendi hırs ve
arzuları doğrultusunda Rab ve İlah(lar) edinen kafir-müşrik-münafık/fasıklardır.
İnsanlık
tarihine, “tevhid ve şirkin mücadelesi” diyebileceğimiz gibi,
bu mücadelenin adına bir tür “kimlik mücadelesi” de diyebiliriz.
Kimlik
bir tür ‘etikettir’, ‘barkottur’, ‘prospektüstür’. Mal
bunlara göre tanınır, bunlara göre değer görür. İşte kimlik
de öyledir. Allah (c.c) kişinin kimliğine göre değer verecektir,
kimliğe göre ödül veya ceza verecektir. Dolayısıyla kimlik ‘akide’dir.
Çünkü bunu Allah (c.c) koymuştur ve bu tanımın içini de Allah
(c.c) doldurmuştur. Tevhid kimliği (Müslüman-mü’min) dışında
kalan insanlar kimlikleri üzerinde oynama yapabilirler. Bu onlar için
çok önemli değildir. Çünkü onlar zaten işin aslıyla oynamışlardır.
Dolayısıyla onlar kendilerine, kafir-müşrik-münafık… isimlerini
yakıştırmayabilirler ve kendilerine başka isimler (mesela; sosyalist,
faşist, ateist, marksist, kemalist, liberal, muhafazakar…) takabilirler.
Ancak tevhid dini olan İslam’ın müntesibi olan Müslümanlar kendilerine
başka bir isim takamazlar. Müslüman isminin önüne veya arkasına
bir ‘ek’ getiremezler. Bu, akideyle oynamak olur, çünkü Müslümana
bu ismi takan Allah’tır (c.c).
Allah
(c.c)’ın takmış olduğu ismi az görmek onu beğenmemek olur ki,
bu durum akideden sapmadır, en azından sapmanın başlangıcıdır.
Zaten gerisi de gelmektedir ki, birazdan gerisinin nasıl geldiğini
gözler önüne sereceğiz.
Yüce
Rabbimiz, kendini tevhid dini İslam’a nispet eden fertlere tek bir
isim vermiştir, MÜSLÜMAN! Tevhid dini İslam’ın tüm dönemlerdeki
fertlerinin ismi, sıfatı, kimliği bu olmuştur, MÜSLÜMAN! Nasıl
ki Allah (c.c)’ın katında tek makbul olan dinin ismi İSLAM (Al-i
İmran 19, 85) olmuş ise, bu dinin müntesiplerinin ismi de sadece
ve sadece Müslüman olmuştur. Hz. Adem (a.s.)’den Hz. Muhammed (sav)’e
kadar tüm peygamberlere gelen dinin ismi sadece ‘İslam’dı.
Yine Hz. Adem (a.s.) den Hz. Muhammed (sav)’e kadar gelen tüm peygamberlere
inanan ashabın ismi sadece ve sadece Müslüman olmuştur. İsevi Müslüman,
Musevi Müslüman, Muhammedi Müslüman… denmesinin sebebi ise farklı
dönemlerde ve ayrı peygamberler vasıtasıyla temsil edilmeleridir.
Yoksa nitelik ve keyfiyet itibariyle kendi dönemindeki peygamberlere
inanmış tüm ashab, İslam ümmetinin parçalarıdır. Yüce Rabbimiz
Kur’an’da bahsi geçen tüm ashaba Müslüman kimliğini takmıştır:
“ De
ki: Rabbim beni dosdoğru yola iletti. Dosdoğru dini, Allah (c.c)’ı
birleyen İbrahim’in dinine. O ortak koşanlardan değildi.
De ki:
Benim namazım, ibadetim, hayatım ve ölümüm hep alemlerin rabbi
Allah (c.c) içindir. O’nun ortağı yoktur. Bana böyle emrolundu
ve ben Müslümanların ilkiyim.” (Enam 161-163)
“Nitekim
İsa, onlardan küfrü sezince, dedi ki: Allah (c.c) için bana yardım
edecekler kimdir? Havariler: Allah (c.c)’ın yardımcıları biziz,
biz Allah (c.c)’a inandık, bizim gerçekten Müslüman olduğumuza
şahit ol, dediler.” (Al-i İmran 52)
“İbrahim
ne Yahudi ne de Hıristiyan’dı, fakat o Allah (c.c)’ı bir tanıyan
dosdoğru bir Müslüman’dı, müşriklerden de değildi. Doğrusu
onların İbrahim’e en yakın olanı, ona uyanlar, şu peygamber (Hz.
Muhammed) ve O’na iman edenlerdir. Allah (c.c) da mü’minlerin dostudur.”
(Al-i İmran 67-68)
“ALLAH'A
DAVET EDEN, SALİH AMEL İŞLEYEN VE: «BEN GERÇEKTEN MÜSLÜMANLARDANIM»
diyen kimseden daha güzel sözlü kim olabilir?” (Fussilet 33)
Yukarıya
bir kısmını aldığımız ayetlerde görüldüğü üzere kimlik,
öyle akideden koparılıp bir kenara atılacak ‘tali’ bir mevzu
değildir. Ya Hac suresinin son ayetine (78.ayet) ne demeli? Ne dehşetli
bir tanımlama tablosu... Tabloya bakar mısınız? “Peygamber bize
şahit, biz de Müslüman kimliğimizle insanlığa şahid oluyoruz…”
Bugün kendini İslam müntesibi sayan bir sürü insan yığınının
bu kimliği (ismi-sıfatı) ne hale soktuğunu görmüyor musunuz? Adeta
kendilerini Müslüman, sadece Müslüman olarak takdim etmekten utanır
olmuşlar. Bizzat Allah (c.c)’ın taktığı bu isim yetmiyormuş
veya az geliyormuşçasına kendilerine ek isim takmaktadırlar. Şu
terkiplere bakar mısınız: “liberal Müslüman, muhafazakar Müslüman,
sağcı Müslüman, solcu Müslüman, kemalist Müslüman, sosyalist
Müslüman, entelektüel Müslüman, modern Müslüman, diyalogcu Müslüman,
milliyetçi Müslüman, demokrat Müslüman… vs. Allah (c.c) aşkına
söyler misiniz bu İslam adına yapılmış en büyük maskaralık
değil midir?
Niçin
bu duruma düşülüyor? Veya bu duruma kim düşer? “Allah (c.c)’ın
dininden hoşlanmayanlara gidip: Bu konularda size itaat edeceğiz…”
(Muhammed, 26) diyenler bu duruma düşerler. Tağuti, cahili düzenlerde
kendilerine yer edinenler bu duruma düşerler. Hem Allah (c.c)’ı
kandıranlar (hâşâ Allah (c.c)’ı değil yalnızca kendilerini
kandırmaktadırlar) hem de tağutu kandıranlar (tağut da kanmamakta,
asıl kanan, kullanılan yine kendileridir) bu duruma düşerler.
Allah
(c.c)’ın taktığı kimlikle ortaya çıkamayanlar, Allah (c.c)’ın
dinini nasıl temsil ve tebliğ edebilir? Temsil edilemeyen din, tebliğ
edilebilir mi? Onun için diyoruz ki, İslam önce temsil edilmeli.
Bunun başlangıcı da Allah (c.c)’ın taktığı isimle ortaya çıkmaktır.
Önce, “Ben müslümanım, diyen güzel sözlü” kişi olmak gerekir.
İlk adım, ilk giriş budur. Mamafih; biz ilan ediyoruz, dost düşman
bilmiş olsun ki: “Biz yalnız ve yalnız MÜSLÜMAN’ız”. İslami
kişilik ve kimlik adına tüm eklere ‘La’ (hayır) diyoruz. Biz
liberal Müslüman, muhafazakâr Müslüman, sağcı Müslüman, solcu
Müslüman, kemalist Müslüman, sosyalist Müslüman, entelektüel
Müslüman, modern Müslüman, diyalogcu Müslüman, milliyetçi Müslüman,
demokrat Müslüman değiliz ve tüm bu terkiplerden beriyiz. Tüm bu
ek isimlendirmeleri cahiliye artıkları olarak görüyor, hepsini toplayıp
çöp sepetinin içine atıyoruz. Bize sadece ve sadece Müslüman ismi
yeter. Biz Rabbimizin bize verdiği bu isimden hoşnutuz ve razıyız.
Bu nedenle bizler de bizden önceki peygamberler ve onlara güzelce
tabi olanların ettiği gibi aynı duayı ediyoruz:
“Ey
Rabbimiz! Bizleri Müslüman olarak yaşat ve canlarımızı da Müslüman
olarak al.”
Müslüman
olarak yaşayanlar ancak Müslüman olarak ölürler, Müslüman olarak
ölenler de Rableri huzuruna Müslüman olarak çıkarlar. Bu tabloyu
ortaya koymanın yolu da “Müslüman kimliği” ile ortaya çıkmaktan
geçer.
|